| |
- Ailem 1916 yılında Saraybosna'dan Konya'ya gelerek Muhacir Pazarının bulunduğu yere yerleşmişler. O yıllarda babam (Şevket Üstel) berberlik yapmakta, annem Rabia ise Doğumevinden ayrılmış. Sedat ve Kamil isimli ağabeylerim var. Çocukluk yıllarımda babam rahatsız olduğundan pek çalışmıyordu. Bu yüzden bizimle daha çok rahmetli annem ilgilenmek zorunda kalmıştı.
Benim doğduğum ve büyüdüğüm yer Konya'nın mozaiği sayılan Muhacir Pazarıydı. Bu kendine özgü müstesna mahallede herkes kendi kültürünü yaşamaya çalışırdı. Mahalle yapısı itibarı ile biraz vurdulu kırdılı bir yerdi. Rahmetli babam ve annem bu yaşam tarzına fazla ayak uyduramadığından sanırım 1955’de Aksinne’de bir ev yaptırdılar. Artık Aksinneli olmuştuk. Bu evin arsasını da Konya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünden emekli olan Kerim Sargın’ın babasından almışlardı. Büyük ağabeyim Sedat ise bu vurdulu kırdılı ortamdan etkilenmiş olacak ki o da en sonunda milli boksör oldu. Ancak bu vurdulu kırdılı ortamın Sedat ağabeyim ve ben spora yönelmemiz nedeniyle bu mahalleden biz pek etkilenmedik.
- Aileniz bu ortamda sizi eğitirken zorluk çektilermi?
- Bu ortamda pek zorluk çektiklerini söylenemez. Annem babam Saraybosna’dan çocuk yaşta göç ettikleri için anne ve babalarını hatırlamıyorlardı bile. Anne babasız büyüyen bir aileden de çocuk psikolojisini anlamaları beklenmezdi. Dolayısıyla babamızın çocuk eğitiminden anladığı adece dayaktı. Bizi eğitmesi günde üç posta dövmesiydi. Bir de buna mahallenin sosyal yapısı eklendiğinde sorunuzun yanıtı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Ailem beni okula teslim ederken öğretmenlere; "Eti sizin kemiği bizim! demezlerdi. Eti de kemiği de sizin" derlerdi. Bu yüzden ben okul çağları denildiği zaman beni en çok seven öğretmeni değil de beni en çok döven öğretmenleri hatırlarım.
- Siz futbol oynarken "kemik kıran" lakabı ile anılıyordunuz. Bununla ilgili ilginç bir anınız var mı?
- Öncelikle kemik kıran lakabının nasıl çıktığını anlatayım. Aslında futbolu talı sert oynadığım için taraftarların bana bir yakıştırmasıydı. Hatta sevgili Ortopedist Operatör Dr. Seyhun Ertan buna o denli inanmış ki; bir gün bir başka doktor arkadaşı ile beni tanıştırırken işte meşhur kemik kıran Haldun arkadaşımız bu demişti. Ben de hazır cevaplılığımla " abi niye hayıflanıyorsun ki sende benim sayemde sebeplenip zengin oldun deyince.. Nasıl yani dedi. Ben kırıp sana yolluyorum ya, deyince gülüştük. Size başka bir ilginç anımı anlatayım; İdmanyurdu takımı ile Aydın deplasmanına gidiyorduk. Takım otobüs yolcuğunda her zaman yüksek moralli olur çeşitli şakalar yol boyu sürerdi. O günkü otobüsün muavini de meğer futboldan birhabermiş biriymiş. Durduğumuz her yerde bizim çok yemek yememize şaşırmış. Bize kendi yöresinin şivesi ile:
"Ya siz amma çok yiyorsunuz. Bu paraları kim veriyor" deyince,
Metin Altınay ile ben yeni espiri malzememizi bulmuştuk.
Biz de adama dedik ki;
"Bak kardeşim biz futbol takımıyız... Bu yediğimiz de birşey mi, biz asıl maçın devre arasında daha çok yemek yiyerek oynarız! Ama bu yemeği sadece futbol oynayanlar yer" dedik.
Bu arada Metin söze girerek
"Abi kaleciyi getirmemişiz, arkadaşı kaleye koyalım mı?" diye teklifte bulundu.
Muavinse, "Yaaa ben sizi mahcup ederim. Gerçi köyde biraz da kalede durmuştum" dedi.
Ben, "Bizim müdafamız çok iyi sana top bile gelmez" dedim.
O ise ‘Ya ben şoförden çok korkarım, beni döver, beni işten atar’ dedi. O istemese de biz ona yiyecekleri hatırlatarak kabul etmesini sağladık. Hatta devre arasında yiyeceği bir buçuk kebap siparişini bile aldık.
Aydın’a geldiğimizde ise işettiğimiz muavine söylediklerimizi unutmuştuk. Maç günü Erdoğan Gürhan hoca maç konuşması yaparken soyunma odasının sessizliğinde pat diye muavin içeriye daldı. Gözleri ile beni aradı ve beni görünce sevinçle:
"Yav kaptan ben nereye soyunacağım?" deyince.
Hoca şaşırdı "Ne soyunması lan! Sen de kimsin?’ deyince:
"‘Ben sizin kalecinizim... Abiler rica etti kalede ben duracam" demez mi?
Hoca öyle bir sinirlendi ki onunla birlikte bizi dışarı atacaktı nerdeyse.
-
Sayın Üstel sporla tanışmanız nasıl oldu?
- Sporla ilk tanışmam Devrim Ortaokulunda oldu. Ortaokulda hiper aktif kişiliğimi sezen Beden Eğitimi hocası Mazhar Vardar oldu. Beni en azından topluma kazandırmak adına cimnastik sporuna başlattı. Aynı zamanda Mazhar Vardar hocam benim veliliğimi de üstlenmişti. Cimnastik spor salında 1966’da Türkiye Yıldızlar Şampiyonu oldum.
Mazhar hoca okulda velim olunca artık beni hiç bir hoca dövmüyordu, ona şikayet ediyorlar, o da şikayetleri biriktirp beni haftalık Pazaretesileri dövüyordu.
Bunların yanı sıra beni boş sınıflara göndererek öğrencilere cimnastik öğretmemi söylerdi. Ben de bir öğretmen edasında bildiklerimi onlara öğretirdim ve bundan da çok gurur duyardım. Belki de antrenörlüğe ilk adımı böylelikle attığımın farkında bile değildim. O dönem Beden Eğitimi öğretmenimizin çocuk psikolojisi ve pedegoji konularında oldukça birikimli olması nedeniyle, belki de hiperaktif olan ben ve benim gibi öğrencilerin toplum dışı kalmasını önleyerek spor'a kanalize etmiş olmasında büyük payı vardı. Bu nedenle Mazhaz hocamızın bizlerin üzerinde sayılamayacak emeği ve gayretleri olmuştur. Zira bütün hocalar özellikle benim için çok zeki ancak hiperaktifliği onu çok yaramaz hale getirmiş derlerdi.
Bu arada futbol oynamaya da başlamıştım. 1967’de ilk lisansımı Demirspor çıkardı. Genç takımda ilk hocam ise Mehmet Köseler’di.
- Demirspor'dan sonraki futbol oynadığınız takımlar hangileriydi?
1968 yılında Almanya’yadaki abimin yanına gittim. Ağabeyim beni Goethe Lisan Okulu’na yazdırmıştı. Bu arada bir Alman takımı olan DJK Ludwigsburg’a transfer oldum. Orada bonservisimiz çıktı, eyalet liginde oynuyorduk. Burada iki sene forvette santrfor oynuyordum. Daha sonra Grosssachsbenheim takımına geçtim. Artık yarı profesyonel futbolcu olamaya başlamıştım ve bu nedenle maalesef tahsilim de yarım kalmıştı. Bu arada babam ise Aksine Mahallesi’nin muhtarı olmuştu. Kendisi çok milliyetçi bir insandı. Bana gönderdiği bir mektupta; ." Bir asker kaçağı evladın babası olamayacağını söyleyip beni vatani görevimi yapmam için çağırıyordu.
1972 Yılında Türkiye’ye döndüm. Önce İzmir Narlıdere’de acemiliğimi yaptım. Sonra iyi derecede yabancı dilim olduğu için İstanbul Askeri İstihbarata gönderdiler. Daha sonra da Askeri Cezaevinde önemli bir görevle Selimiye kışlasında vatani görevimi tamamladım.
- Askerlik dönüşü Konya'daki hangi takımlardan teklif aldınız?
- Askerlik sonrası Demirspor’da top oynamaya başladım. Yarım sezon oynadım ve tam Almanya’ya gitmeye hazırlanıyorken Konyaspor bana talip oldu. Aslında ben de zaten o siyah-beyazlı Konyaspor’u tutuyordum.
Sarı Mehmetler, Tuncay Bilgeler, Baha, Çetin ağabeyler küçükken izlediğim, kendime idol olarak aldığım oyunculardı.
İdmanyurdu’ndan kimseyi görmemiştim. Hep bildiklerim Konyaspor’luydu. Hatta beni Sarı Mehmet’in kardeşi olarak bilirlerdi. (Bununla ilgili bir de anım var. Konya'da Konyaspor- Samsunspor ile maç yapıyordu. Sonra Konyaspor bu maçta mağlup oldu ve sarı Mehmet 'e çok fazla protesto yapılıdı. Bu bana oldukça dokunmuştu. Dışarı çıkıldığımızda ben bu kızgınlıkla Samsun spor otobüsünün çamını kırmıştım. Bunu gören polisler beni kovalamaya başladı ve stad'ın köşesinde yakaladılar. İşte o anda polislere ben sarı Mehmet'in kardeşiyim deyince paçayı yırttık).
Altı ay boyunca Konyaspor’da idmanlara çıktım. İlhan’ların, Kuşçu Nuri’lerin Nihat’ların geldiği dönemdi. Bana maaş filan da verilmiyordu ancak beni sezon sonunda resmen Konyaspor’lu yapacaklardı. Doğrusunu söylemek gerekirse altı ay içinde çok büyük hayal kırıklıklarına uğradım. Kulübün yönetilişi hiç hoşuma gitmemişti. Yöneticilerin tutumu da beni üzmüştü. Zira bana transfer parası yerine (o dönemlerde Konyaspor amblemli maltepe sigaraları satılırdı) Bu sigaraları bana vermek isteyerek trasfer alacağım önerilmişti ki bu da benim hiç hoşuma gitmemişti. Ayrıca takım içerisinde hiyararşik bir düzende var denilemezdi. Futbolcuların pek çoğu alacaklarını alamamış, ellerinde makbuzlar, paralarını almaya çalışıyorlardı. Bu arada devreye İdmanyurdu girmiş, ısrarla beni çağırıyorlardı. Bizim mahallenin çocuğu olan Mıcık Ali’yi devreye soktular. Çok ilginçtir Mıcık Ali beni İdmanyurdu Başkanı Mehmet Şan’a götürdüğünde şöyle demişti: "İşte başkanım kamuoyunun tanıdığı ve meşhur Haldun'u size getirdim" dedi.
O da bunun üzerine: "Meşhur olması beni hiç ilgilendirmez. Camiamıza uyarmı uymazmı ben ona bakarım zira uymaz ise onu da kovarım seni de" demişti. Çünkü o zamanlar İdmanyurdu takımı tanınmışlığa pirim vermezdi.
. Mıcık Ali bana kefil oldu ve böylece 1974'te İdmanyurdu’na girdim. Ve iyiki de İdmanyurdu'lu olmuşum.
- O yıllarda ilimizde Konyaspor-İdmanyurdu çekişmesi vardı, bu siz sporcuları etkiliyormuydu?
- Az önce de değindiğim gibi futbol oynayan tüm arkadaşlar hangi takımda olurlarsa olsunlar, hep bir birlerini tanıyan aynı ortamda yetişmiş insanlar. Dolayısı ile kulüp yönetiminden kaynaklanan çekişmelerden hep uzak kalmışızdır.
Buna en güzel örneği eşim Zerrin hanım ile 1977’deki düğün töreninde yaşadım.
Düğünümde ilk defa Konyaspor ve İdmanyurdu çekişmesinin sona ereceğini anladım. O dönemin Konyaspor Başkanı Veysel Büyükmumcu ve o dönemin futbolcuları kaptan Fethi ve diğer futbolcular benim düğünüme çıka gelmişlşerdi. Üstelik düğünüm de hiç bir Konyaspor'lunun o tarihe kadar ayak dahi basmadığı İdmanyurdu lokalinde yapılıyordu. Beni onurlandırdılar. Bu iki camia arasında ilk defa görülen bir yakınlaşmaydı.
Konyaspor-İdmanyurdu birleşme öncesi Konyaspor ile yaptığımız maçların ikisinde de yer aldım. Her iki takımın oyuncularının tamamı Konyalıydı. Aramızda en ufak bir sürtüşme kavga olmadı. Hatta ikinci maçta biz Konyaspor’a yenildikten sonra hepsinin en büyüğü ben olduğum için tüm sporcuları toplayıp hatıra fotoğrafı bile çektirmiştik. Bu fotoğrafta belki de gizlice birleşmenin temelleri atılıyordu. Zaten o tarihten sonra da ertesi yıl birleşme gerçekleşti.
- Zamanın büyük takımlardan teklif alıyormuydunuz?
Konya İdmanyurdunda ikinci senemdi. Beşiktaş ile yaptığımız kupa maçı nedeni ile ismim Beşiktaş ile anılır olmuştu. O dönemde belki de İdmanyurdu tarihinin en iyi transfer ücreti İdmanyurdunda kalmam ve Beşiktaş'a gitmemem için bana 140 bin lira transfer parası verildi. En iyi transferi o dönemde yapmıştım. Murat 124 o zamanlar parmakla gösterilen ve 105 bin liralik arabaydı. Bu para ile bir Murat 124 almıştım.
İki sene sonra Ereğlispor’da, sonra da Kırşehirspor’da, en son olarak da Akşehirspor’da top oynadım. 1986 yılında futbol yaşantımızı noktaladık.
- Profesyonel sporcu olmasaydınız hangi mesleği yapmak isterdiniz?
- Tiyatrocu olmak isterdim. Niye derseniz, rahmetli annem çok hazır cevap bir insandı ve tülüat yeteneği oldukça ileri düzeydeydi. Sanınırım bana ondan miras kaldı bu yetenekler. Dolayısıyla spor'a yönelmeseydim büyük ihtimalle tiyatrocu olmak isterdim. Fakat futbol'un dışında tiyatro yerine iki yabancı dilim olması nedeniyle turizimcilikle ilgilendim.
Önce bir yıl rehber olarak, daha sonra da turizm ile ilgili halıcı dükkanı açtım.
Eğer 1990’daki körfez krizi çıkmamış olsaydı belki de futbol camiasına tekrar dönmeyecektim.
- Sayın Üstel antrenörlüğünüzden söz edermisiniz, kimlerle birlikte çalıştınız?
Turizm sektöründen futbol camiasına geri döndüğümde; rahmetli Faik Özköksal, Hüseyin Oğuz, Algun Tunçalp yönetimindeki 1.lig Konyaspor takımından genel menajerlik teklifini almıştım ve 1990’dan itibaren iki yıl l. ligde genel menajerlik yaptım.
1993’te aldığım A diploma ve 1999’da aldığım teknik direktörlük diploması ile Konya futbolunda antrenör olarak yerimi alımıştım.
Franz Smuda ile başlayan antrenörlüğüm Çolakoviç, Ömer Duran, Ömer Zengin, Kemal Kılıç, Ali Hoşfikirer ile sürdürdüm. Daha sonra Karaman’da, Akşehir’de antrenörlük yaptım. 2006-2007 sezonunda Konyaspor izleme komitesinde görev yaptım.
O çalışmalarda Erkan Sekmen, Eray, Gökhan Çakır’ı Konyaspor’a kazandırdık.
- Kitle iletişim araçlarının toplum üzerindeki etkisi artık herkes tarafından bilinmekte. Almanya eyalet liginde futbol oynadınız, oradaki spor basını ile ülkemizdeki spor basınını karşılaştırdığınızda ne gibi farklılıklar görüyorsunuz? Örneğin ülkemizde spor'a ilişkin eleştri yazıları yazan yazarları nasıl değerlendiriyırsunuz? Futbol konusundaki tecrübeniz, bilgi birikiminiz ve ayrıca renkli, espirili anlatım tarzınızla spor yazarlığı yapmak istermiydiniz?
-
Tabiki yapmak isterdim, ayrıca Yeni Meram Gazetesinde bir süre spor yorumculuğu da yaptım. Tabi bizim gibi futbol'dan gelenlerin yorumları hiçbir surette kişiselleştirmeden oynan futbolun teknik analizini yapmaktır. Ancak spor yazarlığı yapanlar işe duygusallıklarını da katarak bazen kırıcı yazılar yazabiliyorlar. Bu da sahadaki futıolcunun motivasyonunu olumsuz etkiliyor. Avrupadaki spor yazarlarını kıyasladığımızda; Onlar duygusallığı işlerine kesinlikle karıştırmıyorlar. Olması gereken kriterlere her zaman bağlı kalıp objektif oluyorlar. Bu konuda oradaki anlayışta herkes bildiği işi yapmalı nokasından hareket ediliyor.
- İyi bir sporcuyu nasıl tarif etseniz?
- İyi bir sporcunun her şeyden önce ahlâki bir duruşu olmalı. Önce adam olunmalı. Herkes çok iyi bir futbolcu olabilir ancak önemli olan iyi bir spor ahlakına sahip olabilmektir. Burada öncelikle ebeveynlere sonra da hocalara büyük iş düşmektedir.
Biz Aydın Sümeralp’lerden, Mıcık Ali’lerden, İsmail Elkatmış’lardan bir futbolcunun ahlaki duruşunun nasıl olması gerektiğini öğrendik. Bizden sonraki nesile de iyi bir idol olduğumu sanıyorum..." Bunların içerisinde Mevlüt Ataseven, Metin Altınay, Salim Dalyan, Ahmet Aksoy, Mustafa Karalar, Nurettin Başbahçıvan gibi daha nicelerinin duruşuna baktığımda kendileri ile iftihar ediyorum.
- Sayın Üstel bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
|
|
Haldun Üstel Kimdir? |
| |
1952 Konya doğumlu. İlkokula Mümtaz Koru'da başlayıp 27 Mayıs İlkokulunda bitirdi. Ortaokulu sırasıyla Devrim, Mevlâna ve Karma Orta Okullarında öğrenim gördü.
Fubol oynamaya 1967 yılında Konya Demirspor Kulübünde başladı. 1968 Yılında Almanya'ya gitti. Almanya'da Oberliga (3.Lİg) takımında futbol oynadı. Daha sonra Konya İdmanyurdu, Ereğlispor, Kırşehirspor ve Akşehirspor'da futbol oynadı.
1986 Yılında futbol oyunculuğunu bıraktı. Bir süre turizm sektöründe rehberlik ve ticaretle uğraştı 1990 yılından sonra tekrar futbol'a antenör ve teknik direktör olarak geri döndü. 1990 'lı yıllarda Konyaspor, Karaman ve Akşehir'de antrenörlük yaptı. Bir çok ünlü teknik adamla birlikte asistanlığını .
1994-1996 tarihleri arası TÜFAD Başkanlığı yaptı.
Evli olan Üstel halen Konyaspor futbolcu izleme biriminde Avrupa sorumlusu olarak çalışmakta. |
|
Birleşen Konya Takımı (1980-1981)
Ayaktakiler: Haldun, Metin, Mevlüt, Şevket, A.Kadir,
Mustafa Bakım,
Oturanlar: Tuncay,Nuri Mehtap, Metin Altınay, Uğur, Ercan
|
Konya İdmanyurdu (1979)
Ayaktakiler: Haldun, Gani, Osman, Birol, Ali, İsmail,
Oturanlar: İhsan, Mustafa, Kamil Köprülü, Halis ve Abdullah.
|